Melih Gümüş 22 Nisan 2020

 Çin’de ortaya çıkan korana virüs dünyayı tehdit etmeye devam ediyor. Peki size gerçekten dünyayı test ediyor? Yoksa sadece biz insanları mı? Yani diğer canlılarda bir sorun yok gibi duruyor. Onlar dünyada bizim kadar pay sahibi değil herhalde, çünkü bize göre dünya demek insan demektir. Bu gezegen. bu güneş sistemi bu kainat bizim için yaratılmıştır sadece ve sadece bizim için. Hiçbir şey işe yaramaz değildir, sadece bugün kullanmaya gerek yoktur. Dilediğimiz kaynağı söndürebilir.  Dilediğimiz yerin bitki örtüsünü yok ede bilir oradaki canlıları bir an bile düşünmeyiz. Çünkü onlar küçük, savunmasız, akıl ve konuşma yeteneği olmayan yaratıklar. En vahşileri bile ortalama bir insanın yanında melek kalır. Sevimli olmalarından önemi yok. Önümüze çıkıp dur diyemedikleri sürece yaptıklarımıza itiraz ettiklerini düşünmemize gerek yok. İnsanlık binlerce yıldır doğaya zarar vermeye ve dünyanın yapısal düzene ihanet etmeye devam ediyor. Özellikle sanayi devrimi sonrası yaşanan teknolojik gelişmeler, atmosferin çöküşü ile doğru orantıda. Her şeye rağmen yaşamak için en çok ihtiyaç duyduğumuz şey doğa ve onun kaynakları. Biz ona zarar verdikçe o sabrediyor. En sonunda da her zaman yaptığı gibi bizden intikamını alıyor. Bizim doğaya ihtiyacı var ama doğanın en son ihtiyaç duyacağı şey bile değil insanlar. Diğer canlıları küçük görüyor ya, insanoğlu şimdi çıplak gözle göremeyeceğimiz kadar küçük bir virüs hepimizi evlerimize tıkıyor. Herkes resmen korkudan titretiyor bakın doğa insanı olmadan nasıl nefes alıyor. 

 İnsanlar artık ne çevresindeki insanları ne de Doğa’yı önemsiyordu ama atalarından öğrenemedikleri bir şey vardı, doğaya karşı açtıkları her savaşı kaybedecekti. Zaman zaman yaptıklarımıza karşılık verdi dünyanın en gerçek sahibi ; yangınlar, depremler, tusunami’ler ve daha niceleri her seferinde yenildik. Her yenilgide de intikam duygusuyla ona daha çok zarar verdi. Dünya tarihi en sıcak yılı rekorunu son 10 yıldır güncelleme ve üstüne çıkmaya devam ediyoruz. Atmosfere ve okyanuslara verdiğimiz zararın haddi hesabı yok. Korona virüsün ortaya çıkışı birçok insana aynı şeyi düşündürdü. Doğanın intikam zamanı geldi. Belkide dünyanın en büyük virüsü insandı ve doğa bu virüse karşı koruma aşısını geliştirmiştir. Diktiği betonların içine saklanan insanlar dünyanın bu kısacık dönemde bile temizlenmesine ve doğanın derin bir nefes almasına fırsat verdi. Sokaklar, parklar, bahçeler bomboş kaldı. Hayvanlara da Gün doğdu tabii. Tayland maymunlar yemek arayışıyla  şehirlere indi. Karşılarında insan gücü göremeyince de bizim dolaşmayı hayal ettiğimiz sokaklarda günlerce hoplayıp zıpladılar. Sadece küçük canlılar da değil şehirlerde boy gösteren. Hindistan’da bir fil adeta merhabalar diyerek giriş yaptığı mahallede gece saatlerine kadar dolaştı. Herkes ondan korkup kaçıyordu. Ancak çevresindeki insanlar onun umurunda bile değildi. Belki de içgüdüsel olarak kimsenin ona karşı koyamayacağını fark etmiş ve harekete geçmişti. İngiltere’de de sokakların yeni hakimi keçiler oldu. İlaçlanmış bitkilerin taze olduğunu düşünmüş olacaklar ki, belediyelerin özenle kesip biçtiği süs ağaçları yemeye doyamadılar. Mağazaların olduğu yollarda, duvarların üstünde, kısacası her yerde gezdiler.  Belki de hala oradadırlar. Bize göre bir hayvanın gideceği son yerdir hayvanat bahçeleri. Ama flamingolar bu kategoriye dahil değil. Anladığımız kadarıyla texas kent akvaryumunda kafeslerinden çıkan flamingolar kaçalım  köyümüze geri dönelim demek yerine hayvanat bahçesinde VIP bir gezinti yapmayı tercih ettiler. Aynı tercihi yapan bir başka türde penguenlerdi. Gariplikler bu kadar değil Şilinin başkenti Santiago odada yiyecek bulmak için şehre inen bir puma gördük.  Sokaklarda biraz gezindikten sonra insanların onu takip ettiğini anlayınca kaçmaya karar verse de biraz geç kaldı. yYetkililerin yakaladığı 1 yaşındaki bulma, Hayvanat Bahçesi’ne geri götürüldü. Yani şu durumda bile fırsat bulduğumuz ilk anda Doğa’yı üzmeyi başardık. 

 Bunlar hem içimizi ısıtan hem de yüreklerimizi burkan şeylerdir. Çünkü hayvanların habitatını işgal ederek onların yaşam alanlarını daraltıyor ve onları elinizdeki yiyeceklere muhtaç bırakıyoruz. Evlere kapanmak en çok da turizmi doğal olarak da seyahatleri etkiledi.  İptal edilen uçuşlar, atmosfere salınan zararlı gazların azalmasını sağladı. Aynı zamanda turistik yerlerin bomboş kalması da turizmin önemli bir ekonomik gelir kapısı olduğu ülkeleri olumsuz etkiledi. Virüsten en çok etkilenen Italya’nın kartpostallardan  filmlere kadar her türlü görsel ürüne konu olan Venedik kenti de bugünlerde bomboş. Sürekli gondolların gezdiği ve insanların hıncahınç doldurduğu bu bölgede suyun doğal renginin siyah olmadığını insanlar yeni yeni hatırlamaya başladı. Normal zamanda simsiyah  dibi görünmeyen Venedik’te şimdi küçük balıkların hareketleri bile izlenebiliyor. Üstelik sadece küçük balıklar değil nehir turu yapan yunuslar bile var. Büyük fotoğrafa bakınca da dünyaya ne kadar zarar verdiğimizi bir kez daha görüyoruz. Korana virüs salgını, sosyal hayattan ekonomiye endüstriden ticarete kadar birçok şeyi etkiledi. İnsanların sokağa çıkamayacak duruma geldiği ülkelerde de üretim neredeyse durma noktasına geldi. Üretim durunca doğaya salınan zehirli atıklarda gazlar da durmuş oldu. NASA tarafından çekilen uydu görüntüleri arasında sadece 20 gün var. Üretimin başını çeken ülkelerden biri olan Çin’de nitrojen oksit kirliliği 1 Ocakta maksimum seviyedeyken 20 Ocak’ta neredeyse sıfıra iniyor. Ayrıca ülkenin saldığı sera gazı da yüzde 25 oranında azaldı.  Aynı etkiler dünyanın pek çok yerinde görülüyor. Yine aynı görüntülerde Italya’daki değişim adeta dünyanın aldığı derin nefesi bir kanıtı. Türkiye’de de durum aynı: 10 Mart itibariyle dünyada en çok vakanın bulunduğu 9 Avrupa’da 6 ülkeyiz.  Hükumet yaptırımları kadar bizde kendimizce önlemler almaya çalıştık elbette. Ancak solunum ve temas yoluyla bulaşan bir virüsten korunmak neredeyse imkansız. Uzmanların şimdilik tek çözümü evde kalmak, Türkiye’nin kronik trafik sorunu çeken şehri Istanbul da değişti. Şehrin giriş çıkışlara kapanması, okulların tatil edilmesi, belirli yaş gruplarına gelen sokağa çıkma yasakları ve işlerini evinden yapma şansı olan insanların yokluğu, Istanbul’daki hava kalitesinden çevre temizliğine kadar çok şeyi değiştirdi. Şehrin havası  sadece bir haftada yüzde 35 temizlendi. Trafikte yüzde 60 azaldı. Küresel ısınma ve iklim değişikliği uyarılarını dikkate almayan insanoğlu, kendisini uzun sürede değil de kısa sürede öldürecek bir etki görünce alabileceği her önlemi almaya başladı. Biz tedbirleri ala duralım. Tabiat ana kendi ürettiği korana virüs aşısıyla insanları yüzyıllardır kirlettiği doğasını tedavi etmeye devam ediyor. Ama nereye kadar? Virüsün nasıl yenileceği kadar virüsten sonraki dünya düzeni de bir okadar merak ediliyor. Ekonomik yapıların çöküceği ve siyasal sistemlerin değişmeyeceği neredeyse kesin. 1929 ekonomik buhranından sonra küresel çaptaki en büyük ekonomik kriz bekleniyor. En çok merak edilen de her şey sona erdiğinde de doğa ile olan savaşımızda ne durumda olacağız. ,Onunla ateşkes imzalayıp barış içinde mi yaşayacağız, yoksa geçmişten daha sert bir intikamla geri mi döneceğiz. Diyelim ki döndük. Bu hükümdarlık nereye kadar sürecek. Tabii ki doğanın bize olan sabrı tükenip insan adlı virüse karşı yeni tedavisini bulana kadar.