Melih Gümüş 20 Nisan 2020

2019’un son günlerinde insanın kulağına daha önce duymadığı bir şey fısıldandı. “Korona” Bu bir virüstü ve şimdiye dek insanda görülmemişti.  İnsanlarda görülmeyen hayvanlarda bulunan bu virüs, Çinlilerin vahşi hayatta iç içe yaşamanın ötesinde vahşi hayatı yeme eğilimleri sonucunda insana bulaştı.  Çinliler zoru başardılar. Yeme alışkanlıkları sonucu dünyaya nurtopu gibi bir felaket hediye ettiler. Kimilerine göre bir yarasadan kimilerine göre ise 1 yılandan atlayan bu virüs, ilk kez Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktı.  Bu virüs insana tıpkı bir grip gibi bulaşıyor fakat sadece bulaşma şekli griple benzerlik gösteriyor. İlerleyen evrelerde virüsün akciğere inmesi sonucu kişi nefes darlığı ile karşılaşıyor ve kısa süre içerisinde solunum yetmezliğinden ölüyor.  Ölüm esnasında bilinç de kapanmadığı için insan öldüğünü bilerek ve bu olarak acılar içinde gözlerini hayata yumuyor.  Wuhan kentinde. onbinlerce insan bu virüsün yayılması sonucunda kısa bir süre içerisinde hasta oldu.  Hasta olanlar arasından da binlercesi hayatını kaybetti.  Çin hükumeti derhal kırmızı alarm verip şehri ve hastalık bulaşmış olma ihtimali olan herkesi karantinaya aldı. Pek çok şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.  Ülkenin doktorları seferber edildi.  Böyle ölümcül bir hastalığın Çin’i yok etmesinin önüne geçilmeliydi.  Dünyanın geri kalanı ise yan bir gündem olarak Çin’de yaşananları takip etti.  Kimsenin aklına daha kötü şeyler olabileceği gelmedi.  Bilim adamları tedavisi de dahil olmak üzere yeni çıkan bu virüs hakkında pek fazla bir şey bilmiyor.  Virüs hakkında bilinen en önemli şey ise virüsün çok hızlı yayıldığı.  Teknolojinin hiç olmadığı kadar ileride olduğu, içinde bulunduğumuz 21 yüzyılda ulaşım ve iletişim imkanları çok gelişti. Globalleşen dünyada sınırların eskisi kadar geçerliliği kalmadı.  Bu sayede pek çok insan dünyanın istediği noktasında çalışabiliyor, eğitim alabiliyor yada istediği yeri turistik amaçla gezebiliyor. İnsanlığın lehine olan bu imkanlar kuralı virüsü ile bir anda insanoğlunun aleyhine dönüverdi.  Hastalığı kapmış olan çinilerin dünyanın farklı yerlerine uçmaları ya da Çin’de olup da hastalık yapan farklı toplumlardan insanlar bu virüsü çok kısa bir sürede dünyanın dört bir tarafına taşı verdi.  Virüs göz açıp kapayıncaya kadar tüm dünyaya yayıldı.  Çin, virüsün merkezi olma özelliğini üzerinden atarak Avrupa’ya devretti. Özellikle işi çok ciddiye almayan Italya ana merkez haline geldi. Ardıdan Abd’de italyayi gecti. Ve yeni ana merkez amerika oldu.  Fransa, Ispanya ve yine işi tabiri caizse sallamayan Iran, Italya’yı virüsün taşıyıcılığında takip ettiler. Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ufak bir salgın, bir anda tüm kıtaları ve dünyayı kaplayıverip pandemi ye dönüştü.  Vaka sayısı ve ölüm her ülkede artarak devam etti ve bir anda dünyamız bugünkü halini aldı. Bugüne baktığımızda ülkeler birbiri ardına virüsten koruma amaçlı tedbirler açıklıyor. Karantina karar da alıyor. sokağa çıkışları yasaklıyor.  Şu an herkes endişe içerisinde evlerine kapandı ve sokaklar boşaldı. Dünya bir kıyamet sonrası filmini andırmaya başladı. Evlerinde oturan insanların kafasında aynı soru var \”acaba şimdi ne olacak?\”  Şimdiye kadar ne olduysa yine olacak. İnsanoğlu yaradılışından beri buna benzer hatta bundan daha ağır pandemi’lerle uğraştı ve hepsinden de bir şekilde kurtulmayı başardı. Bizler bu küresel salgınları atlatıp, insanlık serüvenine devam ede bilen şanslı nesilleriz.  Bakalım daha önce atlattığımız belli başlı salgınlar nelermiş;

  Antoninus vebası milattan sonra 165- 180 yılları arasında yaşandığı tahmin edilen Yakın Doğu’daki seferlerden Roma Imparatorluğu’na dönen askerler tarafından getirilmiş salgın bir hastalıktır. Akademisyenler, bunun çiçek hastalığı ya da kızamık olduğundan şüphelenmiştir. Ancak gerçek sebebi belirsizliğini korumaktadır. Salgın Roma Imparatorluğu Lucius Verus hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Romalı bir tarihçi olan Dio Cassius’a göre. salgın Roma’da günde 2000 kişinin ölmesine sebep olmuştur.  Bu sayı salgından etkilenenlerin çeyreği kadardı yani ölüm oranı yüzde 25’ti.  Salgın Galya bölgesinden Ren’e kadar yayılmıştır. hastalıktan dolayı ölen kişi sayısının 5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Hastalık, bazı bölgelerde nüfusun üçte biri kadarını öldürdü ve Roma ordusunu harab etti.  Eutropius, imparatorluğun nüfusunun ölümlerden çok fazla etkilendiğini söylemektedir.

Justinianus veba salgını; Doğu Roma imparatorluğunu ama özellikle başkenti Konstantinepolisi , Sasani imparatorluğunu ve Akdeniz etrafında bulunan liman şehirlerini etkilemiştir. Tarihteki en büyük veba salgınlarından biridir. İlk salgında yaklaşık 25 milyon sonra gelen iki yüzyıl boyunca tekrarların da 50 milyon kişi ölmüştür. Bu vebanın aynı zamanda Roma Imparatorluğu’nun çöküşünün sebeplerinden biri olduğu söylenir.

Japon çiçek hastalığı salgını; milattan sonra 735- 737 yılları arasında yaşandı. Çiçek hastalığı salgını nedeniyle ölen insan sayısı o dönemki Japonya nüfusunun üçte biriydi. Yaklaşik 1 milyon kışı hayatını kaybetti.  Olayın büyüklüğü, kaybedilen nüfus oranından rahatlıkla anlaşılabilmektedir. 

Kara veba ya da diğer adıyla Kara Ölüm; 1347- 1351 yılları arasında Avrupa’da büyük yıkıma yol açan veba salgınıdır.  Asya’nın güneybatısında başlayarak 1340 yılların sonlarında avrupa’ya ulaşmıştır.  Yine Çin’de ortaya çıkan veba, 1347’de Kırım’da bir ceneviz ticaret merkezini kuşatan Moğol ordusunun vebalı cesetleri mancınıkla kentin içine atmasıyla Avrupa’ya taşındı, en azından öyle olduğu iddia ediliyor. Vebadan ölen soylular arasında Aragon Kralı Dördüncü Pedro’nun karısı Kraliçe Lee Mor ve Kastilya Kralı 11. Alfonso’nun oğluyla evlenmeye giderken Bordo’da ölen Ingiltere Kralı Üçüncü Edward’ın kızı Hoan da vardı. Kara Ölüm şimdiye dek Avrupa ve dünya tarihinin karşılaştığı en ölümcül şeydi. Veba, Avrupa’nın yüzde 50 sinden fazlasını yeryüzünden silmiştir. Bu salgın Avrupa’nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi içinde büyük bir darbe olan kara ölüm, Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulm edilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o gün yaşamaya itmiş ve bu da Giovanni Boccaccio 1353’te yazdığı Decameron’una yansımıştır.  Kara ölüm, insanlığın aldığı yaralar arasında en unutulmayacak cinsten olanlarındandır. 

Benzer salgın hastalıkların Avrupa’ya her yeni nesille geri döndüğü düşünülür ve bağının etkileri 1700 yıllara kadar devam etmiştir bunların arasında 1629- 1631 yıllarında gerçekleşen Italya salgını, Büyük Londra salgını, Büyük Viyana salgını, Büyük Marsilya salgını ve son olarak da 1771 Moskova salgını bulunur. 15.Yüzyılda Avrupalılar Yeni Dünya’yı keşfetti. amerika kıtasındaki yerliler ile temas eden Avrupalı kaşifler beraberlerinde getirdikleri virüs ve bakterileri buradaki insanlara bulaştırdılar.  Su çiçeği halihazırda Avrupa’nın üçte birini öldürmüştü ancak bağışıklık sistemleri Avrupalılar gibi gelişmemiş olan ve ilaçları da yetersiz kalan Amerikan yerlilerinin hiçbir şansı yoktu. Milyonlarca insan öldü ve o dönem yerli nüfusun yüzde 90’ı yok oldu.  Düşünün kıtanın neredeyse tamamı yok oluyor ve tabii durum böyle olunca da Amerika kıtasının avrupalılarca kolonileştirilmesi son derece kolaylaştı. Kısacası Avrupalıların kendilerinden ziyade getirdikleri hastalıklar kıtayı ele geçirip oradaki medeniyetleri yok etti.  Veba ise tekrar tekrar hortlayan bir zebani gibiydi.  Tedavisi bulunana kadar insanlık tarihinin baş belalarından olmaya devam etti. Büyük veba salgınından yaklaşık 200 yıl sonra yeniden görülen hastalık 17 yüzyılda görülmüş. yetmemiş 18 yüzyılda tekrar ortaya çıkmıştır.  17 yüzyılda yaşanan veba salgını sırasında 3 milyon insan, 18 yüzyılda yaşanan veba salgını sırasında ise 600.000 insan hayatını kaybetti.

Kolera da insanlığı etkisi altına alan önemli salgınlardandir.  Yaklaşık yüz yıl süren kolera salgını sırasında 1 milyon insan hayatını kaybetti. Kolera salgını kesintisiz olarak devam eden en uzun salgınlar arasında.  Osmanlı Imparatorluğu’ndaki en büyük kolera salgını 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında yaşanmıştır, Ordu personeli ve muhacirler arasında ciddi zayiata sebep olmuştur, Hatta savaşın kaybedilme sebeplerinden birini dahi teşkil etmektedir. 18 yüzyılın ardından veba salgını 1855 yılında yeniden baş gösterdi.  Adeta insanlığa musallat olan veba 19 yüzyılın ortasında Çin’de yeniden görüldü ve neredeyse yine bütün kıtalara yayıldı.  Salgının ilk yılında 12 milyon insanın hayatını kaybetmesinin ardından yavaşlama görüldü. Dünya Sağlık Örgütü, son veba salgınının 1960’lara kadar sürdüğünü kabul ediyor. 

  Ispanyol gribi; 1918- 1920 yılları arasında H1 N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı grip salgınıdır. Ispanyol gribi 18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın ki bu dönemde yaşayan nüfusun aşağı yukarı yüzde on beşini oluşturur. ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgınlardan olmuştur.  Ispanyol gribinin bir özelliği zayıf yaşlı ve çocuklardan çok sağlıklı genç erişkinleri etkilemiş olmasıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında tüm dünyayı etkisi altına almış, hatta kimi tarihçilere göre 4 yıl süren savaşın sona ermesinde önemli bir etken olmuştur. Bu salgın da Birinci Dünya savaşında verilen kayıpların tamamından daha fazla insan ölmüştür,

 İnsanları etkisi altına alan salgınlar dan bir diğeri de HIV AİDS salgın oldu.  İlk defa 1981 yılında görülen HIV virüsü hala insanları hasta etmeye devam ediyor. İnsanlık tarihinin büyük salgınlarından olan HIV’de büyük bir yavaşlama olmakla beraber, salgın bugüne kadar 25 ile 35 milyon arasında insanın hayatını kaybetmesine neden oldu ve olmakta.  hala tam olarak çaresi bulunamayan hastalık insana ölümlerin en acılarından birini yaşatması ile bilinmektedir.

 Son 20 yılın insanlara en fazla zarar veren salgını ise 200000 insanın hayatını kaybetmesine neden olan domuz gribi oldu.  Domuz gribiyle beraber 2000 li yılların başından günümüze kadar SARS, MERS ve Ebola’da görülen geniş çaplı salgınlar arasında yer alıyor. Eski yüzyıllarda yaşayan insanlarla bizim aramızdaki en büyük fark, teknoloji, bilim ve bilinç Yukarıda saydığımız büyük salgınlar da insanlar neyin ne olduğunu bilmiyorlardı. Yetersiz sağlık hizmetleri ve bilinçsizlik yüzünden kitleler halinde ölüyorlardı. Günümüzdeki salgınlarda saydığımız farktan dolayı insanlık daha az tehlikededir.  En nihayetinde insanlık karşılaştığı bu tarz zorlukları bir şekilde atlatmakta ama her bir zorlukta ya bir şeylerini feda etmekte yada hayatında köklü değişiklikler yapmaktadır.  Bakalım şimdiki engel bizlere neleri feda ettirecek ya da yaşamımızda neleri değiştirecek.  Yetkililerin belirttiği önlemleri almayı unutmayın ve sağlığınıza dikkat edin, iyi günler.