Melih Gümüş 27 Nisan 2020

 Milattan önce 1000 yüz’lü yıllar.  İnsanların hala antik Yunan tanrılarına inandıkları bu dönemde krallara karşı gelecek ve tanrıları bile kendine hayran bırakacak bir savaşçı ortaya çıktı. Günümüzden yaklaşık 3000 yıl önce yaşamış bu insan savaşta ölmeyi seçerek aslında ölümsüzlüğü kazanmış ve adı günümüze kadar gelmiştir. Dünya tarihindeki en ölümcül savaşçılar dan biri kabul edilen bu adamın ismi Aşil’di(Akhilleus).

  Aşil Peleus adında normal bir babadan ve Tetis adında tanrıça bi anneden yarı tanrı olarak dünyaya gelmiştir.  Efsanelere göre o daha küçücük bir bebek Tetis oğlunun ölümsüz olmasını istediği için Styx nehrinin kutsal suyuna Aşil’i topuğundan tutarak suya daldırmış ve çıkarmıştır.  Böylelikle topuğu hariç her yeri o girmez kılıç kesmez bir hal almıştır. Homeros’un anlattıklarına göre Aşil’in 6 yaşına geldiğinde babası tarafından Sentorlar’a teslim edilir. Sentorler tarafından bir savaşçı olarak yetiştirilmeye başlanan Aşil güçlenmesi için kurt kemiklerinin ilikleri ile besleniyordu.  Henüz çocuk yaştayken koşarak gelip yakalıyor ve aslanlarla savaşıyordu.  Fakat Aşil 9 yaşına geldiğinde beklenmedik bir olay oldu. Dönemin ünlü kaini Kalkas, Yunanistan’ın ilerde çok büyük bir savaşa gireceğini ve bu savaşının Aşil adında büyük bir savaşçı olmadan kazanılamayacağını söyledi. Aşil’in annesi Tanrıça Tetis’te geleceği görebiliyordu ve bu savaşta oğlunun öleceğini gördüğü için kaderini değiştirmek istedi. Aşil’i savaştan uzak tutabilmek için henüz bir delikanlı iken yakın bir dostu olan Kral Lykomedes  yanına Skyros adasına gönderdi. Aşil, burada kadın kıyafetleri giyerek kralın kızları arasına karıştı. Etrafta dikkat çekmemek için bu dönemde kızıl saçlı anlamına gelen Payra adını kullanmıştır.  Tüm bu çabalara rağmen Aşil’in kaderi değiştirilemedi.  Onun geleceğinde kadın kıyafetleri içinde saraylarda saklanarak geçirilecek bir ömür değil, savaş meydanlarında da antik çağın kahramanı olacak bir savaşçı olmak vardı. Homeros’un anlatılarında, o dönemin en zeki ve kurnaz insanı olarak geçen Odysseus türlü kurnazlıklarla Aşil’i bulmuş ve savaşmaya ikna etmiştir. Aşil öleceğini bile bile Truva savaşına katılır. Onun istediği tek bir şey vardır, isminin sonsuza kadar hatırlanması.

Küçük, Yunan devletlerini birleştirerek devasa bir ordu toplayan ve kendisine Krallar kralı diyen Agamemnon önderliğinde Gemiler’le Truva’ya doğru sefere çıkılır.  Kıyıya varır varmaz savaşmaya ve şehirleri talan etmeye başlayan Yunan ordusu, bir süre sonra yanlış topraklarda olduklarını fark eder. Truva günümüz Çanakkale civarında bulunurken, Yunanlılar Balıkesir taraflarında bulunan Kral Telefols’a saldırmıştır.  Karışıklığın ardından kısa süre sonra tekrar gemilere binip Çanakkale’ye doğru yola çıkılır. Truva’ya gelene kadar Aşil ve Yunanlılar tam 24 şehri talan etmiştir.  En sonunda Truva kapılarına dayanırlar.  Fakat Aşil kralların bile söz geçiremediği bir savaşçıdır. Kral, agamemnon ve Aşil arasında ganimet paylaşımı ve Briseis da esir alınan bir kız yüzünden anlaşmazlık çıkar. Bunun sonucunda Aşil, 1 milyon denilen profesyonel askerleriyle birlikte savaştan çekildiğini söyler. Bu olaydan sonra savaşta avantaj Truvalılar’a dönmüştür.  Truva ordularının başında Anadolu’daki en iyi savaşçı olarak görülen Prens Hektor vardır.  Aşil’in en yakın arkadaşı Patroklos , Hektor tarafından öldürülünce aşil savaşa tekrardan dahil olur. Tek başına Truva Surları’na gider ve Prenses Hektor’e meydan okur.  O zamanki dünyanın bilinen en güçlü iki savaşçısı Truva surları önünde karşı karşıya gelir.  Kılıçların mızrakların ve kalkanların çarpıştığı bu düello’dan Aşil galip ayrılmış ve Prenses Torun ölü bedenini at arabasının arkasına bağlayıp Truva surlarının önünde parçalanana kadar sürüklemiştir. 

Bu olay sonrası Truva büyük bir askeri gücünü kaybetmiş, ayrıca Aşil’in bu yaptığı şehirde çok büyük moral çöküşüne sebep olmuştur.  Ama yine de Truva şehri hemen düşmez, Yunan ordusuna karşı 9 yıl direnmeyi başarır.  Fakat artık Aşil’in zamanında dolmuştur. Savaş devam ederken kehanetlerin öngördüğü şekilde Hektor’un kardeşi Prens Paris tarafından öldürülebileceği tek yer olan topuğundan vurularak öldürülür. Aşil’in ölmesine rağmen Truva şehri hala ayaktadır ve savaş devam etmektedir.  Askerler arasında Aşil’in oğlu Neoptolemos’un savaşa katılırsa savaşın kazanılacağı yönünde bir söylenti yayılır, bunun üzerine ne Neoptolemos’ta savaşa katılır.  Ardından kurnaz Odysseus meşhur Truva atı fikrini ortaya atar. Truva atı sayesinde Yunanlılar aşılamaz surları nihayet açmış ve içeri girmeyi başarmıştır.  İçeri giren grup gece nöbetçilerini öldürüp kapıları açınca truva şehri yakılır ve çok büyük katliamlar olur. Neoptolemos babası Aşil’in öcünü alarak Prens Paris’i öldürür, hektor’un oğlunun surlardan aşağı atar.  Aşil kısa ama hareketli bir hayat yaşamıştır. Hayatı boyunca istediği tek bir şey vardı, adının sonsuza kadar hatırlanması.  Binlerce yıl sonra bugün bile hatırladığına göre istediği olmuş gibi görünüyor.